10 Eylül 2026

Irak’la Yeni Dönem: Pozitif Gündemden Kalıcı Ekonomik Ortaklığa

By Hasan Kocasoy

Irak’la Yeni Dönem: Pozitif Gündemden Kalıcı Ekonomik Ortaklığa

Irak, uzun bir aradan sonra Türkiye’de pozitif gündemin önemli bir parçası haline geldi. Özellikle yeni Irak Başbakanı Ali Zeydi’nin Ankara ziyaretinin ardından Türk basını ve kamuoyunda Irak’a ilişkin haberlerin tonu belirgin biçimde değişti. Gazeteler, televizyonlar ve sosyal medya; 100 yıl sonra Kerkük’ün Türkmen bir vali tarafından yönetilmesini, Kerkük petrollerinden Türkiye’nin de pay almasını, Irak’tan Ceyhan’a günlük 1 milyon varile kadar petrol akışının Türkiye’nin enerji arz güvenliğine sağlayacağı katkıyı ve Kalkınma Yolu Projesi ile İstanbul’un Basra’ya bağlanacak olmasını konuşuyor. Aslında Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın 13 yılın ardından 22 Nisan 2024’te Irak’a yaptığı ziyaretten ve terör örgütü PKK’nın yasaklı örgüt ilan edilmesinden bu yana iki ülke arasında bu olumlu rüzgâr esiyor. Ancak son dönemde oluşan bu olumlu havanın henüz kalıcı ve kurumsallaşmış bir ortaklığa dönüştüğünü söylemek için erken. Nitekim, Irak Ulaştırma Bakanı’nın canlı yayında ikili anlaşmalara imza atmak istememesi üzerine Türkiye’de oluşan sert tepki, iki ülke ilişkilerindeki olumlu ivmenin hâlâ ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi. Dolayısıyla bugün Ankara ile Bağdat arasında esen pozitif rüzgâr güçlü olmakla birlikte, henüz pamuk ipliğine bağlı!

Türkiye-Irak ekonomik ilişkileri iyileşiyor!

Cumhuriyet tarihi boyunca Resmî Gazete’de yayımlanan mevzuat tarandığında, içinde “Irak” geçen düzenlemelerin yalnızca %38,4’ünün ekonomi veya ticaretle ilgili olduğu, geri kalanının ise büyük ölçüde güvenlik konularına odaklandığı görülüyor. Irak’ın Türkiye gündemindeki yerinin zaman içinde geçirdiği dönüşüm, haber içeriklerine de açık biçimde yansıyor. Uzun yıllar boyunca Irak denildiğinde PKK, sınır ötesi harekâtlar, mezhep çatışmaları ve DEAŞ gibi güvenlik başlıkları öne çıkarken, son dönemde bunların yerini giderek enerji, ticaret ve yatırım fırsatları aldı. Irak’ın Türkiye’deki algısının güvenlik ekseninden ekonomi ve işbirliği eksenine kayması, iki ülke ilişkilerindeki dönüşümün önemli bir göstergesi.

Gerçekten de Ali Zeydi’nin Ankara ziyareti öncesinde alınan Bakanlar Kurulu Kararı ile ziyaret kapsamında ve sonrasında imzalanan anlaşmalar, kâğıt üzerinde kalacak iyi niyet beyanlarının ötesinde, somut sonuçlar ve ciddi ekonomik etkiler doğurabilecek adımlar niteliğinde. Günlük 30 bin varil petrol bedelinin yatırılacağı hesaptan Irak’taki su projelerinde çalışan Türk müteahhitlere ödeme yapılmasına ilişkin mekanizmanın 1 Eylül’de yürürlüğe girecek olması; benzer bir modelin başta Kalkınma Yolu olmak üzere ulaştırma projelerine de uygulanmasının planlanması; TPAO’nun Kerkük petrol sahalarını işleten BP Energy Company Of Kirkuk Limited’in %15 hissesini satın alması; Kerkük-Ceyhan Boru Hattı üzerinden bir yıl süreyle günlük 750 bin varile kadar petrol taşınması ve bu süreçte Basra petrolünün de Ceyhan’a ulaştırılmasını sağlayacak yeni bir boru hattı için müzakerelere başlanması; Irak’a elektrik ihracatının yeniden başlaması, Türkiye-Irak ekonomik ilişkilerinin kısa sürede yeni bir seviyeye taşınabileceğine işaret ediyor.

Irak’ın Türkiye’ye yakınlaşmasının arkasında, Kalkınma Yolu’nun Türkiye olmadan hayata geçirilemeyecek olması, kendi sorunlarıyla mücadele eden İran’a karşı daha bağımsız bir politika arayışı ve çatışmalardan yorulan Irak kamuoyunun uluslararası sisteme daha fazla entegre olma isteği gibi bir dizi faktör bulunuyor. Buna, Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla ham petrol ihracatının ciddi ölçüde daralması ve bütçe gelirlerinin adeta felç olması da eklenince, Irak’ın petrolünü dünya pazarlarına ulaştırabileceği en önemli alternatif güzergâhlardan biri olan Kerkük-Ceyhan hattı üzerinden Türkiye’ye duyduğu ihtiyaç daha da arttı.

Geçmişten ders almak lazım!

Benzer süreçler daha önce de yaşandı. 1967 ve 1973 savaşlarının ardından bölgedeki enerji koridorlarının güvenliğine ilişkin endişelerin artması üzerine, Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı’na bağımlılığın stratejik bir kırılganlık yarattığını gören dönemin Irak yönetimini alternatif bir ihracat güzergâhı arayışına yöneltti. Bu arayışın sonucunda Türkiye ile işbirliğine gidilerek Kerkük-Ceyhan Boru Hattı’nın temelleri atıldı. Nitekim 1980’lerdeki İran-Irak Savaşı sırasında Basra Körfezi’nden petrol ihracatının aksaması, hattın Irak açısından ne denli hayati olduğunu ortaya koydu. Ancak Körfez’de güvenliğin yeniden sağlanmasıyla birlikte Kerkük-Ceyhan geri plana itildi ve yıllarca atıl kaldı. Türkiye’nin anlaşmayı yenileme konusunda Irak’tan daha bağlayıcı ve kapsamlı bir çerçeve talep etmesinin temelinde de bu tarihsel deneyim bulunuyor.

Petrol mukabili anlaşmalar da daha önce tecrübe edildi. Kuveyt’i işgali nedeniyle ağır ambargolarla karşı karşıya kalan Irak’la petrol karşılığı sanayi ürünleri ticaretinin önünü açan Sınır Ticareti Düzenlemesi (BTA) çerçevesinde, bugün kurulmaya çalışılan mekanizmalara benzer uygulamalar ABD işgaline kadar sürdü. Ancak Irak’ın Türkiye’ye olan ihtiyacı azaldıkça, Bağdat’ın ekonomik yönelimi de farklı aktörlere kaydı. Nitekim 2011 yılında Türkiye’nin en fazla ihracat yaptığı ikinci ülke olan Irak, 2026’nın ilk yarısı itibarıyla yedinci sıraya geriledi. [1] Buna karşılık İran’ın Irak’a ihracatı 2019-2023 döneminde %97, Çin’in ihracatı ise 2021-2025 döneminde %61 arttı. [2] Dolayısıyla bugünkü olumlu atmosferin kalıcı bir ekonomik ortaklığa dönüşmesi, Türkiye açısından geçmişte kaçırılan fırsatların yeniden yaşanmamasına bağlı.

İvmenin korunması için kronik sorunların çözülmesi gerekiyor!

Türkiye’nin 378 km kara sınırı olan komşusuna ihracatında yıllardır yaşanan temel sorunların başında iki ülke arasında aktif tek sınır kapısının -Habur- Irak tarafını kontrol eden Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) ile Irak Merkezi Hükümeti arasındaki gümrük uygulama farklılıkları, çifte vergilendirme, uzun bekleme süreleri ve Habur-İbrahim Halil hattındaki operasyonel zorluklar geliyor. Merkezi Irak Hükümeti, IKBY ile söz konusu sorunları çözemediği gerekçesiyle Türk tırlarını Suriye-Irak sınır kapılarına yönlendiriyor. Bu bakımdan Ali Zeydi'nin Ankara ziyareti kapsamında imzalanan Fişhabur-Ovaköy Sınır Kapısı Üzerinden Demiryolu ve Karayolu Taşımacılığına İlişkin Mutabakat Zaptı’nın Irak tarafında uygulanma biçimi büyük önem arz ediyor. Ovaköy’ün Irak tarafı olan Fişhabur’da da Merkezi Hükümetle IKBY arasında orta yol bulunmazsa, mega projenin işleyişin de riske girme ihtimali bulunuyor.

Irak’la artan ekonomik ve ticari ilişkilerimizin kurumsal altyapısını oluşturacak temel anlaşmalarda ise yeterli ilerleme sağlanabilmiş değil. Irak’ın Dünya Ticaret Örgütü üyesi olmaması ve Türkiye ile yıllardır bir serbest ticaret anlaşması (STA) imzalamaması, ikili ticarette ciddi bir öngörülebilirlik sorunu yaratıyor. Karşılıklı ticareti düzenleyen bağlayıcı bir çerçevenin bulunmaması, Irak’ın gümrük tarifelerini ve ticaret politikası önlemlerini mütekabiliyet kaygısı taşımadan değiştirebilmesine; ülkede üretimine başlanan bir ürünün, iç talebi karşılamaktan uzak olsa dahi ithalatının yasaklanmasına veya gümrük vergisinin birkaç kat artırılmasına imkân veriyor. Düşen petrol gelirleri nedeniyle kısa vadede gümrük vergilerine daha fazla ihtiyaç duyan Irak açısından bugün bir STA için uygun koşulların oluşmadığı düşünülebilir. Ancak Kalkınma Yolu ile küresel ticarete daha fazla entegre olmayı hedefleyen Irak’a, geçiş süreleri ve koruma mekanizmaları içeren bir anlaşma teklifiyle gitmek için belki de en doğru zaman. Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması (YKTK) ile Çifte Vergilendirmenin Önlenmesi (ÇVÖ) anlaşmalarında ise daha olumlu bir noktadayız; ancak Türkiye ÇVÖ Anlaşmasının iç onay süreçlerini tamamlamış olmasına rağmen, Irak tarafı hala takvim dahi ortaya koymadı. YKTK Anlaşması da iç onay süreçleri tamamlanamadığından yürürlüğe girebilmiş değil.

Pozitif rüzgârı kalıcı ortaklığa dönüştürmek mümkün!

Türkiye-Irak ilişkilerinde uzun zamandır görülmeyen ölçüde güçlü bir fırsat penceresi açılmış durumda. Enerji, ulaştırma, su, müteahhitlik ve ticaret alanlarında ortaya çıkan yeni işbirliği imkânları, iki ülke ilişkilerini güvenlik merkezli bir ilişkiden karşılıklı ekonomik çıkarlara dayanan stratejik bir ortaklığa taşıyabilecek potansiyele sahip. Irak’ın Kalkınma Yolu’nda Türkiye’ye duyduğu ihtiyaç, enerji ihracatında Ceyhan’ın yeniden önem kazanması ve Türk şirketlerinin Irak’ın yeniden yapılanmasındaki rolü bu fırsatı daha da büyütüyor.

Ancak geçmiş deneyimler, Irak’la ilişkilerde fırsatların kendiliğinden kalıcı ortaklıklara dönüşmediğini gösteriyor. Türkiye’nin bugün yapması gereken, oluşan olumlu siyasi atmosferi süreli projelerle sınırlı tutmayıp, ticaret ve yatırımların önündeki hukuki ve lojistik engelleri kaldıracak kalıcı mekanizmalarla desteklemek. Bu konuda canla başla çalışan Irak’taki dış temsilciliklerimiz ve ilgili kurumlarımız kadar Türkiye Müteahhitler Birliği, DEİK Türkiye-Irak İş Konseyi, Uluslararası Nakliyeciler Derneği, Türkiye İhracatçılar Meclisi ve bölgesel ihracatçı birlikleri gibi kuruluşlarımızın da bu sürece daha fazla destek vermesi gerekiyor. Serbest ticaret anlaşmasından yatırım ve vergi anlaşmalarına, Habur ve Ovaköy’den Kalkınma Yolu’nun işletme modeline kadar atılacak adımlar, Irak’la ilişkilerin geleceğini belirleyecek. Türkiye açısından asıl başarı, bu rüzgârı kalıcı ve karşılıklı bağımlılığa dayanan bir ekonomik ortaklığa dönüştürmek olacak! Aksi halde geçmişte olduğu gibi, Irak’ın Türkiye’ye duyduğu ihtiyaç azaldığında dümen başka rotalara kırılabilir.

 



[1] TUİK, Dış Ticaret İstatistikleri

[2] Trademap “Trade Statistics for International Business Development” Veri Tabanı

Share
Stay informed

The weekly brief, in your inbox

One email a week — our latest research, data and commentary, straight from the institute. Read in five minutes.

No noise, no sharing of your address. Unsubscribe at any time.